ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimini uluslararası hukuka aykırı bir eylem olarak değerlendirdi. Rubio, bu durumu “korsanlık” olarak nitelendirirken, mahsur kalan gemilere yönelik “Özgürlük Projesi” adı altında güvenli geçiş sağlanacağı müjdesini verdi.
Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Rubio, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının 87 farklı ülkeden yaklaşık 23 bin sivilin kurtarılmasına yönelik bir operasyon başlatmalarına neden olduğunu belirtti. Ayrıca, boğaza mayın döşenmesini de uluslararası hukukun ihlali olarak ifade etti. Rubio, ABD’nin İran ile olan çatışmalarıyla ilgisi olmayan birçok ülkenin, boğazda mahsur kalan ticari gemilerini kurtarmak için yardım talep ettiğini vurguladı.
Rubio, ABD donanmasının desteğiyle bölgedeki tankerlerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla bir “güvenli alan” oluşturulduğunu ve bu kapsamda askeri takviyelerin yapılacağını açıkladı. Operasyonun tamamen savunma amaçlı olduğunu tekrarlayan Rubio, “Bize ateş açılmazsa, biz de onlara ateş açmayız. Ancak eğer bize ateş edilirse, buna ölümcül bir şekilde karşılık veririz.” dedi.
Hürmüz Boğazı’nın İran’a ait olmadığını belirten Rubio, Tahran’ın boğazı kapatmasını kabul etmeyeceklerini ve ABD’nin boğazın savaş öncesi statüsüne dönmesi için çaba göstereceğini dile getirdi.
Rubio, İran’a yönelik askeri saldırıların devam edip etmeyeceği sorusuna ise, “Destansı Öfke Operasyonu sona erdi. Bu aşamayı tamamladık, şimdi Özgürlük Projesi’ne geçiyoruz.” şeklinde yanıt verdi. Ayrıca, ABD’nin İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunu ortadan kaldırmayı hedeflediğini ve İran’ın nükleer silah üretimine yönelik malzeme bulundurmaması gerektiğini ifade etti.
İsrail ve Lübnan arasındaki sorunların doğrudan bir çatışma olmadığını, asıl problemin Hizbullah olduğunu belirten Rubio, ABD’nin iki ülkenin hükümetlerini bir araya getirerek sorunları çözme çabası içinde olduğunu aktardı. Rubio, İsrail’in herhangi bir Lübnan toprağında hak iddia etmediğini, ancak İran destekli Hizbullah’ın hem Lübnan halkı hem de İsrail için bir tehdit oluşturduğunu savundu.